top of page

Kuzey İspanya 1 "Madrid"

  • Yazarın fotoğrafı: Murat Hüseyin inceoglu
    Murat Hüseyin inceoglu
  • 22 Ara 2019
  • 7 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 24 Ara 2019

"Krallığın Kalbi"


Bölge : MADRİD


    Bir giriş yapmak gerekirse Madrid başlangıçlı ve Barselona finalli 10 günlük bir Kuzey İspanya turunu sizlere dokuz günü dokuz bölüm halinde özetlemeye çalıştım. Barselona kentini daha sonra bir başka yazıda genişçe yazacağım. İspanya'nın insanların az bildiği az turistik bir bölümünü detaylı biçimde toparlamış oldum umarım seversiniz.



    Konaklama: Otelimizin adı Hotel Gavinet. Üç yıldızlı bir otel. Bana uygun fiyat, park yeri ve iyi konum olanağı veren en akla yatkın seçenek olarak göründü. Fiyat dengesi ortalamanın altında Otelimizin Booking puanı 8.3 ile çok iyi kategorisinde. Güzel bir yeraltı otoparkı var ve odaları iyi görünüyor. Minikte olsa bir lobisi var. Odalar ahşap kaplı ve temizlik puanı yüksek. Odalar ve kahvaltı en beğenilen noktaları olmuş. Ancak benim için araba ile ulaşılabilirlik ve kentten ayrılabilirlikte şehir içerisindeki konumu kadar önemli oldu. Konumu büyük bir kent için mükemmel çünkü eski kentin kapılarından olan Puerte de Toledo'ya çok yakın. Hemen yanında metro durağı var ve gezinin sonunda sizi metro ile otele döndürme seçeneğiniz var.. Bahçesi yok ve beş küvet boyutunda bir havuzu var ki ben onu yok hükmünde tutuyorum.



       Bugünü planlarken :

    İspanya’nın başkenti ve en ilginç şehirlerinden biri olan Madrid gezilecek yerler bakımından zengin bir şehir. Başta Prado ve Renie Sofya olmak üzere dünyaca ünlü müzeleri, sanat galerileri, parkları, boğa güreşlerini izleyebileceğiniz Las Ventas Arenası ve dünyaca ünlü futbol kulübü Real Madrid’in maçlarını oynadığı Santiago Barnebau Stadyumu ile Madrid'de gezilecek yerler listesinde her zevke hitap edecek rotalar var.


Churos bu kentin resmi tatlısı gibidir. Denemenizi öneririm.

     Ancak başkent oluşundan kaynaklı aristokrat bir planla tasarlandığından gelen nedeniyle oldukça ciddi ve birazda insana soğuk gelen bir havası var. Nasıl söylenir; hani çok alımlı ve gösterişli bir yer ama bir şeyler eksik sanki. Madrid'i anlattığım bölümde neyin eksik neyin fazla olduğunu irdelemeye çalışacağım. Peki biz bu yarım günümüzde nereleri gezeceğiz? Madrid Habsburg ve Bourbon hanedanlıklarının başkenti. Burada yerel İspanyol kültüründen çok hanedanlık kültürünü aramamız daha doğru olur. Bu bakımdan size bu karakterde bir seçki yapmak istedim. Bu iki Hanedan ailenin mensup olduğu tarzları iyi vurgulamak ana hedefim oldu. Umarım seversiniz.


   "MADRiD"

    Madrid yolculuğunuz araba ile Barajas havaalanından başlayacak. Yedi milyonluk bu dev kentte otele kadar olan yolculuğunuzun ilginç olabilmesi açısından size Castellana Bulvarı üzerinden gitmenizi öneririm. Bu seçimin ve Madrid'in daha iyi anlaşılabilmesi için birkaç paragraflık hızlandırılmış "tarih içerikli girişe" ihtiyaç var. Önce süper kısaltılmış İspanya tarihi:



    İber yarımadasının tarih boyunca ilk yerleşimcileri bizim Basklılar diye bildiğimiz grup. Ne zaman geldikleri bilinmiyor. Sonra İberler gelmişler (MÖ 35000 civarı). yani Basklılar ve İberler buranın yerlileri.

   MÖ 200 civarında Romalılar yarımadaya gelir. Büyük orduları ve belirgin bir sömürgeleştirme sistemleri vardır. Ancak düzenli ve ciddi bir direnişle karşılaşırlar. Pek çok savaşta ciddi bir denetim sağlamalarına karşın Numentia adlı bir kavim her koşul altında direnişi sürdürür. Romalılar Kartacalıları yenen ünlü komutanları Scipio Africanus'u Numentia'yı dize getirmek için yollarlar. Kısa bir tespitten sonra Scipio Numentia ile baş edilemeyeceğini anlar ve zalimce bir planla tüm Numentia'yı büyük bir duvarla çevirip hapseder. Bir yıllık kuşatma ve açlık ile çok sıkıntıya düşen Numentia ordusu intihar ederek teslim olmazlar.


internet resmi.

    Yarımada ele geçirilmiş olsa da 150 yıl boyunca zaman zaman savaşlar sürer ve mutlak hakimiyet büyük imparator Augustus'a kalır hem de hiç savaşmadan. Bu kısmın detaylarına ikinci bölümde değineceğim.

    Batı Roma İmparatorluğunun 380 yılında çöküşüne sebep olan Vandallar adlı barbar kavim yarımadanın karanlık günlerine sebep olur. Ancak elli yıl içerisinde kavimler göçü ile bugünkü Macaristan ve Romanya bölgesindeki Vizigotlar buraya göç eder ve 300 yıllık Vizigot devri başlar.



    Vizigot prenslerinin iç çekişmelerde Araplardan yardım istemesi ile başlayan Arap varlığı, 711 de Tarık Bin Ziyad'ın orduları ile yarımadaya geçmesi ile başlar ve 500 yılı yükselme 200 yılı gerileme devri olarak ile 1496'ya kadar süren Endülüs Devleti oluşur. Detaylarından daha ileride bahsederim dedim ya bu çok hızlı bir tarihi giriş. Ancak yarımadadaki Hıristiyan nüfus kuzeyde hep varlığını sürdürür. Biz o bölgeleri gezdikçe bende size neler olmuş anlatırım.

Hanedanlık İspanya tarihini ise ilerleyen günlerde gezdikçe daha iyi anlayacaksınız. Şimdilik İberler, Basklılar, Romalılar, Vandallar, Vizigotlar, Endülüs dönemi sırasını unutmayın yeter.



    Gelelim çok kısaltılmış Madrid tarihine: Bizim tarihte bu zatı "Şarlken" olarak tanıdığımız kral 1. Karl birleşik İspanya'nın ilk kralı ve Habsburg hanedanından. Bu parazit aile entrika ve evlenme ustalıkları ile Fransa ve İngiltere dışında neredeyse tün kuzey Avrupa tahtlarını ele geçirir. Ancak 1. Karl orta Avrupa'daki ciddi otorite boşlukları ve Osmanlılar yüzünden 42 yıllık iktidarının sadece 8 yılını İspanya'da geçirir.


Real Madrid'in stadı Bernabeu

   Ölünce yerine geçen oğlu 2. Felipe ilk İspanyol Habsburg kralı sayılabilir. Bu kişi Toledo, Cordoba ve Barselona gibi zengini, baronu bol eski kentlerde boğulmaktansa yeni bir kent yapayım der ve 20.000 nüfuslu önemsiz bir kasaba olan Madrid'i başkent yapar. (1561)

Dolayısıyla Madrid sıfırdan bir planlama ile geliştirilir ve Habsburg aristoktratisi ile şekillendirilmeye başlar. Kentin bu hanedanlık döneminde şekillenen ve bugünde merkezini oluşturan kesimine "Madrid de Las Asturias" denilmektedir.


Atletico Madrid'in stadı Calderon

    Hanedanlık bir biçimde 1700 yılında Bourbon ailesine geçer. Günümüzde İspanya kralıda ve Lüksemburg kralı bu ailedendir. Bu ailenin iktidara gelmesi ile hanedan aile Frank tarzı bir yenilik yapmak ister ve bugün "Bourbon Madrid" adı verilen bölümü tasarlar.

Günümüzde tarihi evlerde yaşamak ortalama üstü İspanyollar için pek iç açıcı gelmemiş olsa gerek. Ancak onlar bizim ülkemizde yaptığımız gibi eskisini kaldırıp yenisini yapmak yerine "Castellana bölgesi" denilen tamamen yeni bir bölüm tasarlarlar.


Milli yemek paela.

    Uzun lafın kısası özet ama etkili bir giriş yapmaya çalıştım. Benim kente ulaşmak için seçtiğim yol kentin en modern ve son yüzyıl içerisinde tasarlanmış bu  Castellana bölümünden başlıyor. Yan yolları olan büyük bir bulvar çevresinde gelişmiş bu kesim. Üzerinde gökdelenler, apartmanlar, dükkanlar var. Işıltılı, bol ağaçlı çok cazip ve gösterişli bir cadde.



    Bu cadde yolunca ilerlerken Bourbon Madrid bölümüne girince manzara değişecek. Colon anıtı ve çok güzel olan Cibeles Meydanı'ndan geçeceğiz. Meydanın ortasında Romalıların bereket tanrıçası Cibeles iki adet aslanın çektiği arabada otururken göreceksiniz.



     Arkasında şüphesiz dünyanın en güzel postane binası olan Palacio Comunicaciones'i göreceksiniz. Arzu ederseniz Alcala Meydanı'na dönüp biraz yolu uzatıp Madrid'in kapılarını görüp Cibeles Meydanı'na geri gelebilirsiniz. Ucundan Bourbon Madrid'in görkemli caddesi Gran via'sının başlangıcını da görme olanağınız olacak.



    Yolda ilerlerken dünyanın en meşhur resim müzelerinden Prado Müzesi ve ikinci bir havuzlu meydan olarak "Neptune Fountain'i" göreceğiz. Madrid'in yeni bir kent olması ve yoğun Hıristiyanlık etkisiyle bu tip pagan heykeller rastlamak çok da mümkün değil.

    İçi görkemli dışı sade Prado müzesini de geçip. Madrid'in ünlü Atocha Tren İstasyonu'nu da geçtikten sonra Toledo kapısı'na ulaşacağız ki böylelikle benim sizler için planladığım parkuru tamamlamış olacağız. Size arabayla ihtişamlı bir Madrid turu attırdıktan sonra otele gelmiş olacaksınız.



     Bu noktadan sonraki gezme planım, Madrid'in olmazsa olmazları konumunda olan üç meydan, bir saray, bir katedral ve bir bulvarı hızlıca tabana kuvvet şeklinde gezmek.

İlk kayda değer noktamız Latin mahallesi olacak. Adından da tahmin edilebileceği gibi Madrid'e Latin ülkelerinden gelenlerin ağırlıkla şekillendirdiği dar sokaklı birazda sıkışık bir bölge. Görkemli değil ancak farklı kültürün etkileri hemen hissediliyor.



    Botin Restaurant için biraz yolunuzu değiştirirseniz 1725 yılından beri açık olan dünyanın en eski restoranını görmek ilgi çekici olabilir. Bu bölge aynı zamanda Madrid'in en meşhur tapas barlarının olduğu bölge. "Tapas" türlü çeşidi olan atıştırmalık mezelere İspanya'da verilen isim.



    Benim Madrid'de en beğendiğim yerlerden biri olan Plaza Major burayı başkent yapan 2. Felipe tarafından yaptırılmış. Oldukça büyük dikdörtgen şeklinde çok pencereli ve çok balkonlu bir meydan. Aslında pek çok apartmanla çevrili olmasına karşın boyası ve şekli nedeniyle sanki tek bina ile çevriliymiş gibi duruyor. Geçmiş zamanlarda toplantılara, boğa güreşlerine ve idamlara şahitlik etmiş. Ancak türünün ilk örneği olan bu meydan tüm İspanyol kentlerinde hemen hemen aynı isimle ve aynı şekliyle kopyalanmış. İlk bakışta yaratıcılıktan uzak görünse de oldukça estetik ve bir o kadarda hareketli ve renkli.



   Hemen yakınındaki Merkat San Miguel çarşısı belki tapasın tadına bakmak isteyenler için ilgi çekici olabilir. Yüz yıllık camlı bir pazar hoş bir yer.



    Plaza de Villa başta belediye binası olmak üzere pek çok tarzda binayı bir arada bulunduran küçük ama hoş bir meydan. İspanyol ruhunun karmaşıklığını iyi yansıtan bir dokusu var.



    İspanya Kraliyet Sarayı ve Almudena katedrali yan yana bir meydan içerisinde tasarlanmış. Madrid Arapların başkent Toledo'yu kuzeydeki Hıristiyanlardan korumak için kale olarak planladığı bir şehir. Eski kale tam bu noktadaymış. Habsburglar burayı başkent yapmaya karar verince kaleyi kaldırmışlar ve bir saray inşa edilmiş. Katedral ise İtalyan işi bir hızla 150 yılda tamamlanmış ve 1993 yılında açılmış.



   Saray saat 14'e kadar açık ve içeride fotoğraf yasak. İçini gören bir kişi olarak belirteyim çok farklı bir yanı yok. İlgi çekici olabilecek taht odası ve kraliyet şapeli var onların resimi koydum. Birde aşırı şatafatlı kraliyet eczanesi. Konu kral olunca ilaçlar bile hizaya girmiş gibiler. Bir benzerini pek çok yerde görebileceğiniz abartı ve şatafatın olduğu bir saray işte. Pek takılmayın.



    Katedral ise klasik tarzdan biraz farklı oldukça yenilikçi bir kafa ile planlanmış. Vitray yerine sade renkli camlar kullanılmış hoş bir yapı.



    Katedral ve sarayın hemen yanında Opera meydanı var. Burası, Madrid'i kuran İbn Yusuf bin Ali'nin atlarını otlattığı yermiş. Tarihte bir dönem oldukça şaşalıymış. İspanyol kralları ve Napolyon'un arabasını sürdüğü bu meydanda bugünlerde dedeler çocuklarını gezdiriyorlar. Bu meydan aynı zamanda Atletico Madrid taraftarlarının galibiyetleri sonrası toplanma yeriymiş. Nereden nereye !



     Biraz dolaşarak ve bakınarak sizi Puerta del Sol meydanına getireceğim. Burası Madrid'in ve İspanya'nın merkezi. Ama genel kabul olarak değil gerçek anlamda merkezi. Yarım daire şeklindeki bu büyük meydanda Madrid'in sembolü olan ağaca çıkan ayı heykeli var ki ben bunun ne manaya geldiğini bulamadım. Tüm İspanyol yol sisteminin başı sayılan işaret var. Tüm uzaklıklar bu noktadan ölçülürmüş. Romalıların "Milliarium Aureum" adı verilen altın mil taşı adlı direğin günümüzdeki karşılığı. Neyse meydana dönelim meydan çok hareketli ve renkli bir yer bu meydanda bir kaç magnet, boğa tişörtü gibi hediyelik alabileceğiniz yerler mevcut. Meydanın adının anlamı "güneş kapısı". Günün bu geç vaktinde bile kapının nerede olduğunu hemen anlayacağınızı tahmin ediyorum. Eh buraya boşuna güneş kapısı dememişler.



   Sizi bu noktadan sonra Madrid de Las Asturias denilen Habsburg hanedanın orta Avrupa tarzı Madrid'inden çıkarıp Bourbon hanedanının Fransız tarzı Madrid'ine götüreceğim. Birkaç dükkanlı sokaktan geçip ünlü Gran Via bulvarına gelince tarzlar arasındaki farkı hemen fark edeceksiniz. Binalardaki süsler ve çatı tarzları fark edilir biçimde değişik bir üslupla yapılmış. Hani aynı yemeği iki farklı ustanın yapması gibi olmuş bu. Sanırım bukadar Madrid sizler için tatminkar olacak. Bu gözle bakarsanız Madrid'i seversiniz. Yoksa yığıntı bir şehir gibi gelecektir.



     Burada bahsetmediğim guernica resmi var. Bu kente gelinipte görülmezse önemli bir kayıp olur. Bunun için Renie Sofya müzesini gezmelisiniz. Peki neymiş bu resim derseniz Bask bölgesini anlattığım 7-8 yazısını okumanızı öneririm.



Bugünden ne bekleyebilirsiniz:

     Burası yedi milyonluk çok büyük bir kent biraz kargaşa ve hareketlilik hakim buraya. Bizim Ankara gibi aristokratik ve resmi bir duruşu var. Böylesi bir kentte görmenizi umduğum nokta üç değişik Madrid halkasının keskin ayrımı ve hanedan ailelerin bu kentte yarattığı tarz olacak. Kuzeye gittikçe yerel İspanyol tarzı ile bu ailelerin tasarladıkları arasındaki farkı iyi görmeye çalışmalısınız.



    Bugün size biraz yorucu da olsa güzel bir şehir gezisi vaat ediyor. Güzel meydanlar ve binalar görmeyi, güzel hediyelikler almayı, belki İspanyol biralarının tadına bakmayı umabilirsiniz. Sıcakla aranız iyiyse, oh ne iyi! bu yaz tatilleri de şort ile gezmeye bayılıyorum diye düşünebilirsiniz.



    Hani giriş bölümünde demiştim ya " Madrid çok güzel bir kent ama bir şey eksik sanki". Bakalım bugün yaşadıklarınız sizde böyle bir tat ve duygu bırakacak mı?

Comments


© 2023 by Going Places. Proudly created with Wix.com

bottom of page